ŞEYH YAHYA EFENDİ TÜRBESİ VE CAMİİ


Haritada Gör

Şeyh Yahya Efendi Dergahı 16.yy'ın uleması ve evliyasından, Beşiktaşlı Şeyh Yahya Efendi, 1495 tarihinde Trabzon'da doğmuştur. Babası Trabzon kadısı Sami Ömer Efendi, Annesi Afife Hatun'dur. Bazı kaynaklarda babasının Amasyalı olduğu kaydedilir, Annesi Afife Hatun'un Trabzonlu olduğu Peçevi tarihinde geçmektedir.

Yahya Efendi'nin babası Ömer Efendi Trabzon kadılığı yaptığı sırada, II.Beyazid’in oğlu Şehzade Selim (Yavuz Sultan Selim) de Trabzon valiliği yapmaktadır. Şehzade Selim'in oğlu Şehzade Süleyman (Kanuni Sultan Süleyman), Yahya Efendi'den birkaç gün sonra dünyaya gelmiştir (27 Nisan 1495). Şehzâde Süleyman'ın annesi Hafsa Sultan'ın sütü yetersiz geldiğinden, Yahya Efendi'nin annesi Afife Hatun, Şehzade Süleyman'ı sütüyle besleyerek, Süleyman’ın sütannesi olmuştur. Böylece Yahya Efendi, Kanuni Sultan Süleyman’ın sütkardeşi olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman, aynı hafta doğmalarına rağmen Yahya Efendi'ye hep hürmet gösterir, Ona "Ağabeyim, hocam!'" diye hitap edermiş.

Yahya Efendi Trabzon'da okul Çağına geldiğinde yedi yıllık bir eğitim görmüş, daha sonra dönemin Şeyhü'l İslamı Zembilli Ali Efendi'den, O’nun ömrünün son iki yılında eğitim almıştır. Babası Kadı Ömer Efendi, Musluhiddin Mustafa Sürurî Efendi, Kara Davud Kemal Efendi ve Gürceyn Alaaddin Efendi Yahya Efendi’nin hocaları arasında sayılmaktadır. 17 yaşına kadar Trabzon'da yaşayan Yahya Efendi, Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkışının ardından Şehzade Süleyman’ın maiyetinde ailesiyle birlikte İstanbul’a gitti.

Gerçekleşen olaylar kronolojik olarak incelendiğinde, Yahya Efendi'nin İstanbul'a 1521 senesinde gelmiş olduğu tahmin edilmektedir. İstanbul'a geldikten sonra dönemin Şeyhülislam’ı Zembilli Ali Efendi'ye mensup olup, kendisinden eğitim almıştır. Daha sonra Cambaz Mustafa Medresesi'nde ders vermeye başlamış ve "müderris" unvanını almıştır. Bundan sonra sırasıyla Hacı Hasanzâde Medresesi'ne, Afdaliye Medreselerine, Gebze Mustafa Paşa Medresesi'ne tayin edilmiştir. 1551 yılına kadar burada kalıp, daha sonra Üsküdar Mihrimah Sultan Medresesi’ne nakledilmiştir. Sonra sırasıyla Sahn-ı Seman Medreselerinden birine tayin edilmiş ve burada görevine devam ederken, Şehzade Mustafa’nın öldürülmesi olayı sırasında saraydan çıkarılan annesi Mahidevran Sultan’ın yeniden saraya alınması için Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı bir arz mektubu yüzünden görevinden uzaklaştırıldı. Bu olaydan sonra Yahya Efendi Beşiktaş'ta kendi imkânları ile yaptırdığı medreselerde ders vermiştir.

Dergâhına gelenlere de "Aşık" diye hitap eden Şeyh Yahya Efendi, Gayrimüslimlerin Müslüman olmasına vesile olup "gönülleri çaldığı" için Rumlar tarafından "Hırsız Aziz" (Hırsız Evliya) olarak tanınırdı.

Yahya Efendi, zahir ve batın bilimler konusunda ustalık seviyesine ulaşmıştır. Tıp medresesi kurdurması ve şiirlerinde tıptan bahsetmesi onun tabip olma ihtimalini akla getirse de, kaynaklarda tabipliği hakkında kesin bir bilgi yoktur. Yahya Efendi'nin bir diğer yönü ise şairliğidir. Küçük bir kitap oluşturacak kadar şiir söylemiştir. Söylediği şiirler tasavvufî mahiyette olup çoğunlukla aruz veznindedir. Geometri ve matematik konusunda da dönemin bilginleri arasında idi. Yahya Efendi üveysiliğin (fiziksel olarak görüşülmeleri mümkün olmayan kişiler ile rüya veya hal yoluyla manen görüşme) ustası idi. Kendisinden sonra dergâh mensupları Nakşi Tarikatı’na yönelmişlerdir.

Yahya Efendi doğumundan ölümüne kadar sarayla irtibat halinde olmuş, onlar tarafından saygı ve hürmet görmüştür. Sütkardeşi Kanuni Sultan Süleyman ile devamlı görüşmüşlerdir. Kanuni'den sonra gelen padişahlar da aynı hürmeti Yahya Efendi'ye göstermiş, vefatından sonra ise dergâhın onarım, bakım ve her türlü ihtiyacını karşılamışlardır.

Yahya Efendi Külliyesi

1 - Tekke ve Cami

Şeyh Yahya Efendi Dergahı Yahya Efendi Tekke ve Camii, Beşiktaş'ta Küçük Mecidiye Camii'nin sol tarafında Yahya Efendi Çıkmazındadır. Dergah Yahya Efendi tarafından yaptırılmıştır. Yapılış tarihi, tekkenin yanında yer alan çeşmenin kitabesinden yola çıkarak 1538 olarak tahmin edilmektedir. Yahya Efendi'nin vefatını müteakip II. Selim, Mimar Sinan'a tekkeyi genişlettirerek yeni baştan inşa ettirmiş, aynı zamanda Şeyh için türbe yaptırmıştır. Kaptan-ı Derya ve Vezir-i a'zam Cezayirli Gazi Hasan Paşa 1777'de tekkenin içine bir Çeşme yaptırmıştır.

Yahya Efendi'nin kendi imkânları ile satın aldığı geniş arazi, bugünkü tekke arsasının yanı sıra, daha sonra Çırağan Sarayı ve Yıldız Sarayı'nın arazilerine katılan birer bölümü, ayrıca Yüksek Denizcilik Okulu'nun arsasını da içine almakta, Yıldız Tepesi'nden Boğaziçi kıyısına kadar kesintisiz uzanmaktaydı. Bu meyanda 18. yy başlarında bugünkü Yüksek Denizcilik Okulu ile eskiden Beşiktaş futbol takımının kullandığı Şeref Stadı'nın bulunduğu yerde Yahya Efendi vakfına ait yedi gözlü kayıkhane, bahçeler, havuz, bahçıvan odaları, ev, ekmekçi, kulluk, ayazma-çeşmenin var olduğu bilinmektedir. Bütün bu arazinin bir kısmı Sultan Abdülmecid tarafından saltanatın sonlarında, bir kısmı da 1873'de halefi Sultan Abdülaziz tarafından Çırağan Sarayı ve Yıldız Sarayı'nın arazisine katılmış, yukarıda bahsedilen gayr-i menkullerden günümüze, Yahya Efendi Türbesi'ne bitişik birkaç evden başka hiçbiri intikal etmemiştir.

Yahya Efendi mescid-tevhidhâne, medrese, hamam, çeşme ve çeşitli evlerden oluşan bir külliye niteliğindeki ilk tekkeyi tesis ederek, çevresini bağlar ve çiçek bahçeleri ile donatmıştır. Daha sonra bu mescid-tevhidhâne, Velizâde Ahmed adında bir hayırseverin minber ilavesiyle cami-tevhidhâneye dönüşmüştür. Aynı zamanda Yahya Efendi'nin şiirlerinde geçtiği üzere tekkenin bulunduğu yere kemerlerle su getirildiği anlaşılmaktadır.

Sultan II. Mahmud ve Sultan Abdülmecid zamanında (1839-1861)'de tekke onarım geçirmiş ve bazı hücreler ilave edilmiştir. Yahya Efendi tekkesinin türbeler dışında bugünkü şeklini alması 1873'te Sultan Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Valide Sultan'ın büyük onarımı sonucunda olmuştur. Bu onarımın kitabesi cümle kapısının üzerinde yer almaktadır.

Daha sonra Sultan II. Abdülhamid döneminde tekkenin onarımlar geçirdiği anlaşılmaktadır. Yine II. Abdülhamid tarafından 1906'da tekke girişinin sağ tarafına Hamidiye Çeşmesi yaptırılmıştır. Şeyh Yahya Efendi türbesindeki sandukasının üzerindeki sedef kakmalı ağaç işlemelerinin de Sultan II.Abdülhamid’in kendi el yapımı olduğu bilinmektedir. Tekkelerin 1925 yılında kapatılmasını müteakip cami-tevhidhânesi cami olarak kullanılmaya başlanmış, bu özelliği günümüze kadar sürmüştür. Tekke müştemilatından ayakta kalan bölümlerde son postnişin Şeyh Abdülhay Efendi vefatına kadar ikamet etmiş, daha sonra bu bölümler cami görevlilerine mesken olmuştur.

2 - Türbe

4 Mayıs 1571 tarihinde vefat eden Şeyh Yahya Efendi, Süleymaniye Camiinde dönemin Şeyhülislam’ı Ebu Suud Efendi’nin kıldırdığı cenaze namazından sonra, vasiyeti üzerine tekkeye getirilmiş ve vefatından önce kendisinin belirlediği yere defnedilmiştir.

Baninin vefatını müteakip, kendisine büyük bir saygı ve sevgisi olan Sultan II. Selim kabri üzerine, tasarımı Mimar Sinan'a ait olan, set üstünde kagir ve tek kubbeli bir türbe inşa ettirmiştir. Türbe kare planlıdır. Bu sırada tekke de genişletilerek yeniden inşa edilmiştir. Türbe 1812'de Sultan Mahmud tarafından tamir edilip, süslemeleri yapılmıştır. Bu tamirat sırasında yeni derviş hücreleri de eklenerek tekke büyütülmüştür. Bugünkü türbenin son şeklini 1873 tarihinde aldığı bilinmektedir.

Türbeye gömülen diğer kişiler, ön sıradan ve cami tarafından başlamak üzere şöyledir:

      1. Şeyh Yahya Efendi
      2. Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı ve Şeyh Yahya Efendi'nin manevi evladı Tasasız Raziye Sultan
      3. Kanuni Sultan Süleyman'ın kız kardeşi Hatice Sultan
      4. Ahmed Bedreddin Efendi
      5. Şeyh İbrahim Efendi
      6. Şeyh Yahya Efendi'nin annesi Afife Hatun

İkinci sırada:

      1. Yahya Efendi'nin eşi Şerife Hatun
      2. Yahya Efendi'nin bendeleri (köle) Derviş Ali Efendi
      3. Yahya Efendi'nin oğulları Şeyh Ali Efendi
      4. Mehmed Nuri Şemseddin Efendi
      5. Mehmed Nuri Şemseddin Efendi'nin torunu Hasan Hayri Efendi

Şeyh Yahya Efendi'nin kabri

Türbenin dışında, demir kanatlı cümle kapısının iki tarafında yedi kişi gömülüdür.

Türbe kapısının solunda baştan itibaren:

      1. Yahya Efendi'nin evladından eski Galata kadısı Mehmed Said Efendi
      2. Rumeli kazaskeri Dürrîzâde Mehmed Dürrî Efendi
      3. Mehmed Sait Efendi'nin Eşi Ayşe Hanım

Sağdakiler:

      1. Dergâh postnişini Mehmed Nûri Efendi
      2. Kitabesiz olan bu mezarın Mehmed Nuri Şemseddin Efendi'nin damadı Hacı Nurî Efendi'ye ait olduğu tespit edilmiştir
      3. Türbedar Hüseyin Şevki Efendi
      4. Türbedar Yusuf Efendi'dir

Sultan II. Osman'ın Vezîr-i Âzamlarından Güzelce Ali Paşa 1621'de vefat edince buraya defnedilmiş ve kabrinin üzerine kâgir kubbeli bir türbe inşa edilmiştir. Türbede kendinden başka Kaptân-ı Derya Ali Paşa, Kaptân-ı Derya Murad Paşa ve Beşiktaş Mevlevihanesi’nin banisi Sadrazam Hüseyin Paşa gömülüdür.

II. Abdülhamid döneminde hazirenin kuzey kesimine bazı şehzâde ve kadın sultanların gömülü olduğu, "Şehzâdeler Türbesi" olarak adlandırılan bina inşa edilmiştir. Moloz taş ve tuğla ile örülmüş olan duvarları, sıvalı ahşap çatısı günümüzde kiremitlerle örülüdür. Köşeleri eğik olarak kesilmiş olan dikdörtgen planlı türbenin cephelerinde üç pencere grubu vardır. Burada gömülü olanları şöyle sıralayabiliriz:

Türbe içinden genel görünüm:

      1. Sultan Abdülmecid'in hanımlarından ve Sultan IV. Mehmed Vahdettin'in analığı Şayeste Hanım (1911)
      2. Sultan V. Murad'ın oğullarından Şehzâde Selahaddin Efendi (1915)
      3. Sultan Abdülmecid'in hanımlarından Bîdar Kadın Efendi (1918)
      4. Sultan III. Abdülhamid'in hanımlarından Nur-i Emsal Kadın Efendi (1950)
      5. Sultan V. Murat'ın kızı Fatma Sultan'ın oğlu Sultanzâde Mehmed Murat Bey (1911)
      6. Sultan II. Abdülhamid'in kızlarından Samiye Sultan (1909)
      7. Sultan II. Abdülhamid'in kızlarından Ayşe Sultan'ın kızı Aliye Namiye Hanım Sultan (1903)
      8. Sultan II Abdülhamid'in eşlerinden Mezid Kadın Efendi (1908)
      9. Sultan Abdülmecid'in torunlarından Sultanzâde Osman Hayri Bey (1911)
      10. Sultan Abdülhamid'in adı tesbit edilemeyen diğer bir torunu
      11. Sultan Abdülmecid'in ikinci hanımı Serfiraz Hanım (1905)
      12. Sultan II. Abdülhamid'in hanımlarından Dilbesend Kadın Efendi (1901)
      13. Sultan Abdülmecid'in oğullarından Şehzâde Kemaleddin Efendi (1905)
      14. Sultan Abdülmecid'in oğullarından Şehzâde Süleyman Efendi (1910)

3 - Kütüphane, Medrese ve Çeşmeler

Sultan Abdülhamid'in hizmetlilerinden, tekkenin mensubu olan Hacı Mahmud Efendi 1901'de tekkenin cümle kapısına bitişik bir kütüphane inşa ettirmiş, 1903'de tekkeye çıkan yokuş üzerinde Yahya Efendi'nin 1538'de yaptırdığı Çeşmeyi yenilemiştir.

Hacı Mahmud Efendi 4492'si yazma, 2512'si basma olmak üzere 7004 kitap bağışlamıştır. Sonra türbedarlardan Hasan Hayri ve Abdullah Efendiler 142 yazma, 161 basma olmak üzere 303 kitap bağışlamıştır. Hacı Reşid Bey ise 17 yazma, 205 basma olmak üzere 222 kitap bağışlamıştır. Böylece toplam 7529 kitaplı zengin bir kütüphane olmuştur. Kütüphanedeki kitaplar 1940'da Süleymaniye Kütüphanesi'ne nakledilmiştir. Hacı Mahmud Efendi Kütüphanesi tek katlı, dikdörtgen planlı basit bir yapıdır. Pencerelerin ortasında, kemerlerin üstünde baninin ve kütüphanenin inşa tarihini veren celi sülüs hatlı mensur kitabe bulunur. İki mısradan oluşan kitabe "Arif" imzalıdır. Yahya Efendi'nin İstanbul ve civarında biri tıp medresesi olmak üzere beş adet medresenin banisi olduğu kaydedilmektedir. Beşiktaş'taki medresenin inşa tarihi belli olmamakla beraber Yahya Efendi Çeşmesinin kitabesine bakarak 1538-1539 yıllarında inşa edildiği söylenebilir. Medrese Mimar Sinan'ın eseridir. Kurulan bu tıp medresesinin müderrisleri (eğitmen) Mehmed Efendi ve Kara Cafer Efendi'dir.

Tekkenin konumu ve planı şöyledir:

Denize doğru dik bir meyille alçalan tekke arazisi istinat duvarlarıyla setlere ayrılmış, tekkenin bölümleri bu setlerden birinin üzerine yerleştirilmiştir. Yahya Efendi Çıkmazına saptıktan sonra sağda, 1538'de inşa edilmiş ve 1903'de yenilenmiş olan çeşme yer alır çeşmenin teknesi batı üsluplu bir kurna formundadır. Alt kesimi istiridye kabuğu görünümündedir. Musluk kabartma bir rozet içine yerleştirilmiştir. İki kısımdan oluşan kitabenin üst satırında ebced hesabıyla tarih düşürülen manzume, alt satırda ise ikinci baninin adını ve ihya tarihini veren mensur celî ta'lik kitâbe yer alır.

Bu Çeşmenin üzerinden güney yönüne kıvrılınca kütüphane binası ve doğusunda yer alan tekkenin cümle kapısı ile karşılaşılır. Kapının kanatları ahşaptan olup sade bir görünümü vardır. Kapının üzerinde 1873'deki onarımı belgeleyen, celî ta'lik yazılmış manzum kitabe yer almaktadır. Metin Şeyh Hasan Hayri Efendi'ye aittir. Kapıdan içeri girince üstü çatı ile örtülü bir geçit uzanır. Bu geçit sağda hazireyi kuşatan istinat duvarları ile solda birer kapı, pencere ve geçide açılan bevvab (kapıcı) hücreleri ile sınırlıdır. İki yandan hazire ile kuşatılmış olan yolun sonunda tekkenin ana binası yükselir. Yahya Efendi türbesini, cami-tevhidhaneyi, selamlığı, haremi ve Güzelce Ali Paşa Türbesini barındıran esas bina, zaman içinde birbirine eklenmiş, farklı malzeme, inşaat ve üslup özellikleri gösteren çeşitli mekanlardan oluşmakta, organik ve girift bir plan göstermektedir.

Cami-tevhidhâne batı ve güney yönlerinde tekkenin son şeklini aldığı 1873'ten daha önceye ait mezarları da barındıran kabristan ile kuşatılmıştır. Doğu yönünde, tekkenin ilk şeklini koruduğu 17. yy'da Güzelce Ali Paşa Türbesi inşa edilmiştir. Yapının kuzeybatı köşesinde, camekânlarla kuşatılmış esas giriş yer almaktadır. Girişin sağında kadınlar mahfiline giden, kafesli pencereleri olan iki küçük kapı bulunur. Tekke girişinin sağ tarafında yer alan Hamidiye Çeşmesi'nin üst kısmı şua motifi ve batı tarzı sivri bir kemerle donatılmıştır. Tepesinde ise palmet bulunan bir alınlık göze çarpar. Alınlığın ortasında II. Abdülhamid'in tuğrası, altında 1906 tarihi, bunun yanlarında celî ta'lik ile yazılmış "Hamidiye Çeşmesi" ibaresi yer alır.

Tekkenin girişinden itibaren uzunca bir koridor uzanır. Koridorun bittiği duvar abdest alma yeri olarak tasarlanmıştır. Muslukların üstünde enine dikdörtgen bir mermer levha üzerinde beyzi bir çelenk ortasında II. Mahmud'un 1812 tarihli tuğrası yer alır. Burada sağda yer alan kapı ile diğer koridor başlar. Bu koridorun duvarında hazireye bakan küçük pencereler sıralanır. Koridorun sağında ise bir kapı ile girilen Yahya Efendi'nin türbesi yer alır. Türbe kapısının dıştan iki yanında yüksekçe yapılmış sedirler üzerinde mezar sandukaları sıralanır. Koridordan devam edince sağda cami-tevhidhâneye açılan kapı ve hünkâr mahfiline geçilen merdiven, karşı duvarda ise bir grup ahşap mekân ve Güzelce Ali Paşa Türbesi'nin girişi ile karşılaşılır. Koridor buradan sola kıvrılır ve selamlık-harem kitlesine açılan kapı ile son bulur. Bu koridorun sol duvarında Cezayirli Hasan Paşa Çeşmesi yer alır. İstifli sülüs ile yazılmış olan kitabesi Müderris Rüşdi Ali Efendi'ye aittir. Türbe ile cami arasında açılabilen kafesler yer almaktadır. Cami kısmının pencereleri dikdörtgen açıklıklı olup pervazlarla çevrilidir. Kıble duvarının ortasında içeriden yarım daire, dışarıdan sekizgen planlı mihrap, bunun sağında ve solunda ikişer pencere vardır. Caminin içi dikdörtgen bir formda olup mihrap duvarına paralel iki tarafta mahfiller vardır. Caminin üzeri ahşap çatı altında gizlenmiş bağdadî sıvalı basık bir kubbe ile kapatılmıştır.

Ahşap bölümler ile sarılmış olan Yahya Efendi Türbesi de kare planlıdır. Güzelce Ali Paşa türbesi 17. yy'ın klasik üslubunu yansıtır. Hamidiye Çeşmesi yapı kare planlı olup pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe dışarıdan kurşun kaplıdır.

4 - Mezarlık

Yahya Efendi Mezarlığı külliye içinde büyük yer kaplayıp, önem teşkil etmektedir. Yahya Efendi'nin vefatını takiben başlayan defin ile asırlar sonra burası büyük bir kabristan haline gelmiştir. 16. yy'ın ikinci yarısından itibaren buraya gömülmüş olan birçok tarikat üyesi, devlet adamı, bilgin, hanedan ve saray mensubu şahıs bulunmaktadır. Tekkenin Çevresi XIX. yy'ın ikinci yarısında, önce Osmanlı üst tabakasının mezarlığına, daha sonra da padişahın aile mezarlığına dönüşmüştür.

Hazireye dönem dönem gömü yapılmış ve kaynaklardan elde edilen istatistikler sonucu buraya sekiz binin üzerinde gömü yapıldığı ortaya çıkmıştır. Saray erkanından birçok şahıs burada gömülmüştür. Özellikle Sultan II.Abdülhamid'in ve Adile Sultan'ın çevresindekiler, çoğunlukla bu mezarlıktadır. Mezarlıkta çok sayıda hattat, edip, şair, musikişinas bulunmaktadır. Ahmet Süreyya Emin Bey (ö. 1923), Şair Yusuf Sinan Rahiki, Bestekâr Nazife Güran bunlardan bazılarıdır. Yine son üç Osmanlı Sadrazamı İbrahim Hakkı Paşa (ö. 1918), Ahmet Tevfik Paşa (ö. 1936) ve Enver Paşa'nın babası Hacı Ahmet Paşa (ö. 1947) buradadır. Zümre-i hattâttan Aşık Hüseyin (ö. 1240), Hattat Şefîk Bey (ö. 1292), Hüsn-i Hat muallimi Mehmet İzzet Efendi (ö.1320), Hattat Hafız Mehmed Efendi (ö. 1301), Hattat El-Hac Ahmed Efendi (ö. 1263), Hattat Mehmet Tahir Efendi (ö. 1232), Hattat Nuri Korman, Reisü'l-Hattatîn Ali Haydar Beyefendi (ö. 1287) mezarlıkta bulunan bazı önemli hattatlardır.

Mezarlık numaralanmış olarak bulunan taş sayısı 2141'dir. Mezarlığın genelinde türbe içinde yer alan Yahya Efendi'nin ve yakınlarının kabirlerini saymazsak 19.yy'ın ikinci yarısıyla 20.yy'ın ilk otuz yılına ait mezar taşları bulunup haziredeki en eski taş 1115 tarihli, 570 numaralı mezar taşıdır. Cumhuriyet öncesi dönemlere ait aile mezarlıklarına hala defin yapılmaktadır. Aile mezarlığına gömü yapıldığı için bu durum mezarlığın tarihi dokusuna zarar vermemektedir. Bu nedenle Yahya Efendi mezarlığı diğer hazire ve mezarlıklara nazaran iyi korunmuştur.


Lütfen yazımızla ilgili yorum yapmayı ve sosyal medyada paylaşmayı unutmayın! Yapacağınız yorumlar ve sosyal medya paylaşımları, sitemize destek olacağı gibi size daha güncel ve faydalı bilgiler aktarmamızı sağlayacaktır. Elinizde bu yapı ile ilgili daha fazla bilgi veya fotoğraf varsa, yorum kısmından bizimle paylaşabililirsiniz.



Bu yazımız hakkında yorum yapınız